Gitmek gitmektir işte bilirsin,gidiyorum

Uzun uzun anlatırım daima gelişinin mucizesini.Uzun soluklar koymadan anlatılır zira kaldırımda yanı başımda oluşun…Lakin bugün başka bir kalemle yazıyorum…Bugün cümlelerin arasına gizlemiyorum seni,anahtarlara ihtiyacın yok…

Anlatacaklarım vardı oysa…Söyleyeceklerim,soracaklarım; öfkeyle kuracaktım önce cümlelerimi sonra cevaplarında sakinleşecektim…Susmakla yetindim.Bitmiş gibi değil de bitirilmiş gibi hissetmekti benimkisi.

Ben bulunduğum noktayı güzelleştirmek için onca çaba harcarken hiç açılmayan gözler vardı etrafımda.Derler ya hani sen bana gitmeyi çok güzel ezberlettin ve beni nasıl gitmek zorunda bırakacağımı ince ince işledin.Sen bana bu kötülüğü yaptın da, ben ne yaptıysam bana gelen yolları sana bir gram bile öğretemedim.Ben senden gitmeyi gördüm de sen bana gelmeyi hiç öğrenemedin diye.Öyle bir şeydi bu işte..

Kırgınlığım öyle büyüktü ki içimde verdiğim savaştan bir haber yaşayışına müsaade ettim zira sevmek bu demekti benim için.Ben kendime seni nasıl affedeceğim diye sorarken hiç düşünmedim ama senin birşeyleri kırılışımdan önce tutacağını…Oysa kırgınlığım bir kadının varlığına değildi…Benim kırgınlığım senin o kadının varlığını kabul edişineydi.Kızgınlığım gidişine değildi ki gitmek için elindeki son oku fırlatıp, beni adımlarca geriye itişineydi…

Oysa ben papatyalar ekerken bahçemize ardımı bir an dönmüştüm sana…Döndüğüm de valizini toplamış bir adam vardı karşımda.Bu defa gidişine dur diyemem zira senin savaşın çok farklı…Zor işte ne yaparsan yap karşılığında yaprak bile kıpırdamayacağını bilmek gerçekten zor…Nasıl anlatayım ki sana ateş gibi yanarken buz gibi durmanın ne demek olduğunu…

Bu yüzden gidiyorum.Bunca yalanla,kırgınlıkla baska nasıl baş edilir bilmiyorum ama sen öyle eminim ki ben kızdım,ben kırıldım,ben gitmedim,sen yaptın,sen,sen,sen… diyeceksin tıpkı’ beni anlatırken bahsettiğin gibi’.Boşver olur mu bu defa başka bir limandayız…Sesin gelmez artık bana çünkü döndüğümde aynı yerde elimde anahtarla beklemeyeceğim…Sırf bunu yapabilmek için bile gidiyorum.Ardından boş bırakıyorum bu evi…Bahçemde papatyalarımı bırakıyorum mesela…Ama en çok ait olmadığım bu denizi bırakıyorum…

Yolculuk vaktinden önce veda ediyorum sana üzgünüm sessizce gidemedim…Ama gitmek gitmektir işte bilirsin,gidiyorum…

Reklamlar

Bir rüzgar eser,bir papatyadan ömür gider 🍂

Kopsun gümüş düğme çiçeğimin taç yaprakları…Iyi gelmezler artık ağrılarıma…

Unuttuysan diye hatırlatıyorum biri sana sırtını dönüyorsa hiç çekinmeden; seninde bir sırtın var dönebilirsin sende.

Hadi gel tut ellerimden kaybolalım mavide hiç varolmamışcasına!

Düşünme…Gökkuşağını görmek istemeyene nasıl anlatırsın renkleri?Sessiz kal…Duymak isteselerdi seni duyarlardı zaten. Her zaman güzel olamayız ya!Bırakalım mürekkebimizin izi güzel kalsın bu defa.

Gelmiyorsa sana gitme sende; zira ortak nokta da değil mi papatyalar?Ebediyette küsmüş zaten mevsimlerle toprak:Her mevsime ayrı çiçek bırakmasından belli.Toprakla mevsim barışır mı bilmem ama takvimden bir yaprak daha düştü bugün…

Sonuna adım adım giderken nefesinin; birgün elini tutmayı bırakmış her an için dalıyor gözlerin yine bilirim…Dedim ya ben aslında senim!O halde gel hadi yine yazalım!..

Amma lakin şu da var ki ben yazarım da sen duyarsan eğer giderken kapattığım her kapının anahtarını sen verdin unutma…Ben yine bırakmam papatyayı sevmeyi.Ah bilmez misin o koku yaşamayı sevdirir insana ve üç mevsim beklerim ben öldüğün de son papatya…

Siliniyor ayak izlerim…Mavi işte neyi emanet edersen alıp götürüyor arsız bir saksağan gibi.

Ah son gümüş düğme çiçeğim kalmış sende!Bense mavi de ve biliyorsun ya bir rüzgar eser,bir papatyadan ömür gider 🍂

Aldım petunyalarla gönderdiğin selamlarını…

Yaşadıklarımızdan pişman olmayalım sevelim,saygı duyalım diyip durduk da aylarca peki ya yapamıyorsak gerçeğini hep geri plana attık…

Al kahveni ben geldim. Bugün pişmanlıklarımızdan bahsedelim…

Ne çok keşkemiz var oysa ki!Hani nefes almaya bile gücümüzün yetmediği zamanlar,boğazımıza dizilen kelimeler,bir süre oturup uzaklara;yıldızlara bakarken belki dinlediğimiz şarkıların değiştiğini bile farketmediğimiz dalgınlıklarımız,düşündükçe içinden çıkamadığımız anlar var mesela…Tozlanmış anılar arkasında çığlık çığlığa haykırır pişmanlıklarımız hani…Kaçımız geri dönmek ister mesela o anları değiştirebileceğini bilse?Ben ki eğer bir şansım olsaydı değiştirirdim tüm o anları?İnsanı geçmişi oluşturur doğru lakin ya memnun değilse şuan olduğu kişiden?Ya memnun değilse şuan olduğu noktadan?Yanındakilerden,eksik bıraktığı yada fazla verdiği her duygudan memnun değilse?

Dünü bile atamıyoruz çöpe!Ne kötü bitiyor kağıtlarımız ve eksik kalacak anılarımız…Çünkü öyle boş şeylerle doldurduk ki kağıtlarımızı…Bir de kader dedik her yaşanana…Şimdiyse bir avuç dolusu keşke ile kaldık. Sırf keşke dememek için yaşarken daha çok keşkeyle başbaşa kaldık.Kabul fragmanını önceden göremedik hayatın lakin sırf birşeyi görüyoruz, duyuyoruz,hissediyoruz yada belki de sadece öyle olduğunu düşünüyoruz diye yaptık…Ne acı ki elimizde bir parça pişmanlık kaldı…

Zihnin ihanet ediyor mu sana da?Hani unuttuğunu sandığın tüm o anları her detayı ile seriyor mu yoksa önüne?Ben bugün atıyorum her bir keşke mi çöpe.Beni getirdikleri bu noktayı bırakıyorum artık.Yerine yeni keşkeler eklenmesin diye daha az konuşup daha çok yazacağım artık.Daha çok gülümseyeceğim.Kendimi artık yormayı bırakacağım mesela daha çok hayal kuracağım.Tüm öfkemi,yorgunluğumu,acılarımı bırakacağım yıldızlara ve izin vereceğim parmak uçlarım dokunsun yaşayan herşeye…

Mevsimi değil papatyaların lakin petunyalar serelim balkonlarımıza.En sevdiğimiz,en korktuğumuz yada bizi en çok hüzünlendiren her şarkıyı baştan dinleyip en baştan sevelim…Sıfırdan gelemeyiz bir daha kabul ama yarıdan alalım her anı…Burada mısın?Benimle misin?Şükürlerle…Açtın da kapını gidiyor musun yoksa dur gitme bir notada buluşuruz belki de…

Daha çok film izleyelim artık,daha çok kitap okuyalım,yıldızları daha çok seyredelim,daha çok hayal edelim…

Belki de bedenim yarın bu dünyada olmayacak lakin gidersem daha yeni başlamıştım bu hayata diyeceğim…Eğer ki hala zamanım varsa yeni şehirler keşfedeceğim…

Hadi o zaman tüm kırgınlıklarımızı,tüm kızgınlıklarımızı bir şarkının arasına gizleyip onu orada unutalım…

İşte şimdi tam burada;tam bugün yeni bir ben gibi sevelim kendimizi…Ayağımız tökezledi diye atmayalım kendimizi o dipsiz kuyulara…Az düşünüp bolca gülümseyelim.

Yanımızdakiler mi?Hala istiyorlarsa yanıbaşımızda olmayı daha sıkı sarılalım onlara zira parmak uçları iz bıraktı her noktamız da…Gitmek mi istiyorlar dağı taşı sersek önlerine görmek istemeyene,gitmek isteyene tüm çiçekleri feda etsekte sizden başka yöne çevrildiyse hayalleri ikna edemeyiz onları…Kalmak,sevmek,sarmak ve affetmek ikna işi değildir biliyorsun sende…Ve eğer ki kalıyorlarsa kalanı da bir başka sevelim artık…

Ne savaşlar verdik kendimizle;tüm keskelerimizle,tüm pişmanlıklarımızla,tüm acılarımızla ve geçmiyorlar;düzeltemiyoruz ama tüm bunları buruşturup atabiliriz maviye…O halde yeni bir hayata,yeni bir bize,yeni bir gülümsemeyle başlayalım…

Hadi tut ellerimden petunyalar toplayalim evimize..Bir kediyi sevelim yolda.Uzaktık bir süre maviye..Hadi gel maviler çıksın yollarımıza…Takvimi,saati bilmiyorum ama bir ezgiyle başlıyorum günüme…Evet bugün sabah uyanır uyanmaz yazıyorum sana…En doğrusunu ben bilmiyorum belki kimse bilmiyor ama birlikte bulabiliriz inanıyorum…

Papatyalarım bahara emanet; petunyaların yaprakları değsin yüreğimize…

Her keşkenin daha az acıtıp yüreğinden sökülüp atılabilmesi dileğiyle…Bırakalım artık acılarımızı yarıştırmayı…Attığın hiç bir keşkenin yerini bir başkası almasın…Sen kendini affettiysen gülümseyişin hiç solmasın…

Ve bittiyse kahvem çıkarırken tüm günahlarımı;aldım petunyalarla gönderdiğin selamlarını…

Mutlu yıllar !

Göğe bakmalı insan mesela;rüzgarı yüzünde hissetmeli,bir çiçeğe dokunmalı,kokusu kalmalı sonra elinde…Bir dilek tutmalı,gerçekleşeceğine olan ümidi sevmeli…Sevmeli insan;sonra çokça yine sevmeli…İnsan çokça sevmeli…

Asya sevdi mesela.Emek dedi sevgisine ince ince dokudu kirpikleriyle İstanbulluyu…Ferhat sevdi; dağları deldi…Nazım yazdı mesela bolca Vera’ya…Piraye usulca sevdi çokça gözyaşı döktü…Onca isim geldi geçti.Sevgileri konuşuldu dilden dile.Hiç biri vazgeçmedi..Eksik sevmedi…Ne güzel şeydi ah sevgi..Ne çılgınlıklar yaptırırdı insana,ne mutluluklara gebeydi.Sevgi bir papatyanın dalıydı.Koparsan bile kokusu kalırdı elinde…

Tam tamına bir saat elli dört dakika sonra çok sevdiğim birinin doğum günü.Ve ben en güzel dileklerimi beni her özlediğinde okuduğu bu satırlara dökmek istedim bugün…Daima mutlu olsun istiyorum…Dudağının o çok sevdiğim kıvrımını ezberlemiş olsam bile her gördüğümde beni nasıl şaşırtıyor bilmiyorum lakin hep böyle güzel gülmeli…Yüreği kadar güzel insanlarla karşılaşsın mesela…İyi olsun çokça; biliyorum hayat hep kolay değil ve onu yoruyor ancak zor olanı sever ve biliyorum ki sonu bahar bahçe mutluluk olmalı hayatının…

Bak şimdi otur karşıma burası mühim:

Aslında sana seni şöyle seviyorum böyle seviyorum diyemem …Ama sarılırım mesela yemek yaparım,en sevdiğim kitabı sana da okurum…Üşürsen en sevdiğim pikemi üzerine örterim.Hasta olsan sabaha kadar başında beklerim.Ağlarsan ağlarım,gülersen gülerim…Omuzlarında uyuyakalırım mesela…Yüreğinden öperim bolca.Sahiplenirim,korurum,bir dost gibi dinler, kardeş gibi anlarım.Herşeyimsin ya herşeyin olabilirim işte…

Ah birinin kalbinin güzelliğine güvenmek ne kadar güzel.Birsey söylemişse nasıl neden söylediğini biliyorsun.Çünkü tanıdığın en güzel kalp…Üzse de bilerek üzmemiştir kalbini sevdiğim…

Beni sonsuza kadar yanında tutabilecek bir iksir var mı bilmiyorum.Lakin mümkünse bu sonsuza kadar her doğum günün için elime en sevdiğim şeyi;kalemimi alayım ve sana her doğum için bir satır yazayım mesela..İçimde ki çocuğun yerini nasıl buldun bilmiyorum ama içimde ki çocuğa bu denli sarıl mesela hep…Gözlerimi kapattığım da bile görebilmek için seni,izin ver ilmek ilmek işleyeyim seni göz kapaklarıma…Eğer ki ayrılırsa bir gün yollarımız bizi biz yapan herşey için nasıl sükrettiysek sende güzel kalmak için daima dua et lakin benim dualarım ömrümün ömrüne denk olmasından ibaret…

Bugün en güzel günlerinin başlangıcı olsun.Hayat bu hiç birşey kolay olmadı ancak gününün sonu hep tatlı bir gülümsemeyle bitsin. İyi ki doğmuşsun!Her iyi kiye nasıl bu denli yakıştığını hiç anlamasam da her satır başın anlam dolu senin…

Ve son olarak;

Mutlu yıllar canım

Mutlu yıllar gümüş düğme çiçeğim

Mutlu yıllar gümüşservim

Mutlu yıllar yüreği

Mutlu yıllar gülüşü

Mutlu yıllar gözleri güzel sevdiğim…

Her Tat Bir Öncekinin Esareti ;

Geçmiş ile gelecek arasında ki ince çizgi…Seni sen yapan geçmişin derler hep.Öyledir de bence zira bak kararlarına,hayatına,içine…Her gün yeni bir sen!Teşekkür etmek gerek bazen tüm anılara…En mutlu olanlarını tebessümle,acı olanlarına buruk bir gülümsemeyle bakalım mı?Biliyorum zor…Acı olana nasıl tebessümle bakar insan?

Ekşi bir tat dilinde gülümse;

Acı,tatlı,ekşi..Bir film izlemiştim.Acısı,tatlısı,ekşisiyle kabul ediyordu kahramanlar hayatı.Fimlerde ki kabulleniş,o yoğunluk…Çok mu zor gerçek hayatta bu?Sanmıyorum.Ne emekler verdin buralara gelebilmek için.Kimimiz kelebeğin kanatlarındaydık mesela: İncitmeden gelmeliydik.Kimimizin ekmeği aslanın ağzındaydı: Çok çalışmamız gerekti.Yorulduk,üzüldük,mutlu olduk,düştük,kalktık,bittik ve yeniden doğduk…

Çokca sorguladılar,tatmin olmadılar;hep bir eksik bir fazla aradılar…Onlar orada seyredursun b ırak.Adımlarına karşılık verenlerle yürü artık.Hep diyorum çokca sev.Çokca nefes al.Her dokunuşun bir anlamı olsun…Mecburiyetinle kalma hayatta.Mecburiyetler acı…

Saygı duy anılarına;sen duy ki yanındaki de duysun.Gülümsemek kadar bulaşıcı olsun sevgi.Sevgi tatlı….

Düşünmek ki yorucu.Düşünmeden yaşamaksa akıl dışı!Ama hayaller…Gerçek olması an meselesi olanlar,gerçekleşmesi için çok emek gerekenler,gerçekleşmesi gerçekleşmemesinden daha güzel olanlar…Hayaller garip,güzel,ihtimal yada ihtimal dışı.Yaşamak için sebep;nefes almak için aracı.Hayaller oldukça uzaksa ekşi…

Ve sen bazen tökezleyerek ilerlediğin bu yolda kendi kararların ile yaşarken memnun olmadığın ne var ise kendine bunları değiştirmek için fırsat tanı.Bugün kısa sohbetimiz.Yarım kalmasın diye almadım kahvemi hiç elime.Alışagelmişin dışında yaşıyorum bazen kendimi…Bugün çayım eşlik ediyor bana.Eksik etme kendini kendinden.Küçük süprizlerle gel arada kendine.

Ve hayat ki acı,tatlı,ekşi…Dilini ucundaki her tadı kabul edip derinden yaşa!..Zaman sana geri vermeyince bazı şeyleri en azından sen o taraf dönüp doya doya yaşadım.”En çok ben üzüldüm,en çok ben sevindim,en çok ben eksik kaldım,en çok ben çabaladım,düştüm,kalktım,geldim,gittim…” diyebilesin.

Sen ki şuan için ne emekler verdin.Kendini böyle düşünerek sev.Belki de zamanında hiç sevmedin ama şimdi fırsatın varken kendini sevdiğin şekilde bırak.

Acı,tatlı,ekşi dilinde baki kalsın…Her tat bir sonrakinin esareti,ödülü ve bedeli aslında

Tatlıyla kal 🙂

Bıraksak ya gümüşservisi olsunlar yüreğimizin

Kaybettiklerimizin yerine ne koysak dolmaz biliyorsun. Boş bırakalım yerlerini…Acılarına aşık bedenlerimize bir mola ba’hşedelim bugün.De’leri birleştirelim,keşkeleri ayıralım…

Hadi otur karşıma: Bir kahve de benim için al aşktan konuşalım bugün.

Kapılarımızı her çaldığında bizi titreten aşka kucak açma vakti gelmedi mi sence de?Bir çift göze takılı kaldık diye kendimize hala kızmak niye?Ne götürebilir bizden daha fazla?Belki de kaybettiğimizi sandığımız duygularımızın yerlerini göstermeye geldiler…Belki de baharın ilk çiçeklerini bizimle toplamaya gelmişlerdir…Gülümse hadi açalım kapılarımızı! Havalar serin henüz,üşümesinler kapılarımızın eşiğinde…Ne sonsuzluk sözleri bekleyelim,ne yeminler isteyelim…Bu defa sadece yüreğimize uğradıkları için minnettar kalalım…İnsanoğluyuz son durağımız bilinmez ama limanımıza demir atmış o gözleri sevgi ile selamlayalım…

Çok şey yitirdik biliyorsun ve kabul et yaş aldıkça yaşlandık aslında. Tutamadık zamanı ama şimdi zaman bize bir armağan sunuyorsa ve yüreğimiz ki ele avuca sığmaz haylaz bir çocuk gibi çırpınıyorsa kafesinden çıkmak için;bırakalım da çıksın…Tutmayalım artık bizde içimizdeki çığlıkları.Zaten anladık o gözler ilk çarptığında gözlerimize, duruldu denizlerimiz…Zaten biliyoruz ilk dokunduklarında unuttuk nefes almayı…Unuttuk evet çünkü bize yeniden öğretecekler nefes almayı…Daha az acıtacak mürekkebimiz kağıdımızı.Daha tatlı gelecek kahvemiz biliyoruz. Gülümseyişiyle bize yıldızları sunacaklar.Hadi yürüyelim yavaş yavaş ve taş mı değdi ayaklarımıza,kenara itelim.Biliyorsun ne engeller aştık bugünler için.Bu ana gelebilmek için. Hadi biraz nefes alalım…

Bir kuşun kanadındaydı aşk gördük. Özgürdü hep biliyorsun…Bir yaprağın üzerinde ki su damlasıydı;hayat verirdi daima…Bir kadının dudağında ki küfürdü. Arsızdı,acıtırdı bazen…Şarkılarda gizliydi biraz da.Bolca yalnızdı…Yıldızlarda gizliydi;ulaşılmazdı…Küçük bir çocuktu;yalnızdı,muhtaçtı…

Hadi gel!Bırakalım kokusu sinsin üzerimize…Aynı gökyüzüne bakalım aynı umutlarla…Aynı yağmurda ıslanıp;aynı Gökkuşağını seyredelim..Aynı güneş kavursun tenimizi…Onun ciğerlerinden çıkan havayı soluyalım…Aynı akşama yumalım gözlerimizi…Aynı sabaha açmak dileğiyle…Aynı dünyada,aynı gökyüzünde aynı ayı seyredelim…Bırakalım öyle çok ortak noktamız olsun ki…Bir bakışta anlaşalım…Ne anlamı var ki korkup kaçmanın,kaçmaya çalışmanın; eksik, yersiz cümlelerin…

Eşlik ediyorsan sen de benim gibi ondan bahsederken gülümsememe: Yüreğinin ona giden yolları daima umutla,şansla,mutlulukla,şükürle ve aşkla dolu olsun…

Hadi bırakalım ayımız olsunlar…Ve bizlerin engin sularına yansısın ışıkları…Gümüşservisi olsunlar yüreğimizin,zihnimizin…

Bitmiş kahvem en zevklisin de sohbetin. Bugün aşkla kal…Ve unutma gülümsemenin bugün ki sebebi teşekkürlerini iletmen için bekliyor…

Bense yüreğime yansıyan gümüşservi’ye aydınlattığı yoluma, sunduğu ışığa minnet ve sevgiyle bırakıyorum kalemimi…

Sevgiyle kal 🙂

Sen benim gümüş düğme çiçeğimsin!

Bazen düz işte anlattıklarım…

Bir şiirin mısralarına gizli değil ama belki de o şiirdir anlatmaya çalıştığım.Bulanık zihnim affet lakin bazen gördüğünden ibaretim. Şaşırtamadım mı seni?Ne gerek var; zaten yeterince şaşırtmıyorlar mı seni?Bazen inanılacak gibi değiller değil mi?Ama yüreği çocuk olana inansak…Yoksa o da mı yanıltır bizi?Farklı kalıp inadına sıyrılsak mı aralarından: yada zaten farklı değil miyiz?Ya her birimiz bir kenarda gizleniyorsa diğerimizden?

Kaç farklı senaryo dönüyor zihninde?Kaçı mutlu ediyor seni?Belki de hiçbiri…Ne seni yoran şey?Kaç acı yalnızlaştırıyor ruhunu?Ya da sen ruhunu kaç acı için yalnızlığa mahkum ediyorsun?Kendini ne için cezalandırıyorsun en çok?Halin mi kalmadı yoksa bu ara kendine işkence etmeye…

Kapattığın aynaları aç artık.Bir kutuya kapat ruhunu köreltenleri…İnandığın şeyleri çöpe at…Anılarını bu gece rafa kaldır…

Unutma bir kere geride kalırsan birileri için ve durup o yöne koşmaya başlarsan yetişme umuduyla;işte o zaman sadece kendine yetişemezsin…Ben ki en çok geç kalmaktan korkarım kendime..Geç kalışlarıma bahanem bitmez ,giden zamanı da kimse bana iade etmez…Sonrası ise malum ardına dönük bükük bir boyun…

Evet üzül..Bu senin hakkın ama fazla değil.Uzun soluklarla ara verme kendine..İçini içinle; zihnini kötüyle yorma artık…

Kendine hep bu sahneyi hatırlat:

Ben ki unutmam o en çok acıtan,kirpiklerime iz bırakan gecelerde içimin ateşini söndüremeyen ayaza yürüyüşümü…Kim bilir belki de kaldırımda o gece yanımda sen yürümüşsündür. Usulca gelip geçmişsindir omzuma dokunarak…Yüzümü hatırlıyor musun?Hatırlamıyorsun değil mi?Hatırlayamazsın tabi ah o denli meşgulüz ki içimizde ki karmaşayla…

Bugün erken indirelim kepenkleri.Biz yine de döne döne dans edelim,şarkılara eşlik edip raks edelim;hasret kaldığımız maviye koşar adım gidelim…Açık bırakalım saçlarımızı,rüzgarla sevişsinler özgürce…Selamla kırlangıçları bahar geliyor…Benim bahçem önce papatyalarla sonra senin dudağının kenarının kıvrılışıyla şenleniyor…Bugün bir ayrı sev kendini:Mavi huy olsun sende de…Birkaç şiir sana yazılsın.Öyle ki sen tanrının en güzel şiirisin…

Kıvrılsın diye dudağının kenarı yazıyorum sana bugün…Mürekkebim dağılmış yazarken,kahvem acımış bana gelmeni beklerken ve kısılmış sesim ulaşmaya çalışırken sana…Hadi gel bana!Bugün hatırımız kırk yıl sarıl engin mavilerden bana…

Acı bu işte adı değişse de tadı değişmez biliyorsun…Ve biliyorum ki birbirinden habersiz iki insan benzer yollardan keşişmişse artık,birbirlerine şifa olurlar…

Sen benim gümüş düğme çiçeğimsin….Yüreğimizin ağrılarına birlikte iyi gelmek dileğiyle…