Mavide dinlerken umut armağan etsin yüreklerimize… 

Ah bitti mi yoksa kara kış?Nergisler filizlendi mi yoksa?Sümbüller,laleler,lavantalar filizlenmeye başladı mı pencerenin kenarında?Güneş selamlıyor mu senide pencerenden davetsizce?Mavinin öfkesi dindi de; toprağın yeşiline kucak mı açıyor yoksa..?

Unutmuşsun beni kahveni sadece kendine alışından belli.Yüzünde ki yorgunluktan belli ki çetin geçmiş kışların…Oysa kulağının kenarında fısıldar durur umut.. ‘beni bırakma’ diyor duymuyor musun?Her şey çok mu kötüydü yoksa?Hiç bir şey düzelmedi ve sen baharı sevemeyecek kadar yorgun mu düştün?Pencerene düşen güneş ışığına bakıp derin bir nefes almadan mı başlıyorsun gününe..?

Hadi yaklaş neler diyeceğim sana: Her şey düzelir mi bilmiyorum ama düzelmeyecekse bile belki de böyle olmalıydı.Belki de bazı şeyler tam da şuan olması gerektiği gibi…Belki de sırf sen daha iyisini arıyorsun diye iyi olanı görmüyorsundur?Olamaz mı?

Ah bilmez miyim insanoğluyuz işte mutluluğu kapımıza bir paketin içinde bıraksalar bu kadar basit değildir kesin diyip; önce penceren fırlatırız sonra fırlattığımız kutunun arkasından koşarız…Lakin zoru sevmek değil bu kanımca.İyi olanla yetinmeyip en iyisini arama çabasındayken iyi olanı yıkma sanatı…Burada dur bir derin nefesle düşün ‘Hiç bir şey mi yolunda değil?’ yoksa ‘Birkaç şey uğruna mı bu geceleri uykularına giren huzursuzluk?’ bir sonraki satırımda kendi umuduma eşlik edersin umuduyla uzatıyorum ilk bahar dalını yeşersin diye yüreğine…

Penceremin kenarından görüyorum toprak çıplaklığını örtmeye başlamış…Mandalinaların kokusu dağılmış pervazıma,güneş hafif kavuruyor kalem tutan mürekkepli parmaklarımı…Hiç dostum kaldı mı bilmiyorum fakat biliyorum ki her gün biraz daha büyüyorum.Her zaman en iyi olanı bulabilir miyim bilmiyorum ama bana sunulanı iyi yapmak bazen ellerimde biliyorum.

Çokça umutla selamlıyorum maviye uğrayanlarımı…Akşam serinliği çöksün kavrulan yüreklerinize…Her baharda sevmeye yeniden başlayalım umuda koşan yanlarımızı.

Küçük tebessümlerle alıyorum kahvemden son yudumumu.Bu defa sen bize bir şarkı bırak : Mavide dinlerken umut armağan etsin yüreklerimize…


Maviyi istemiyorum bugün…Resimleri,fotoğrafları istemiyorum.Ertelersem acıtmaz dediğim bu özlemi istemiyorum.Bu gece kendim için yazıyorum sadece;birde kaybedecek hiç bir şeyim kalmadığında dudağının kıvrımına hayran olduğum o insana yazıyorum.

Bak ben o evin kapısını kendi anahtarımla açtığımda karşılaştığım sessizliğe yenildim yine…O kadar…Düştüm bugün yarın kalkarım ama kalkarken sırf benim canım acıyor diye düşürdüğüm herkesten özür dilerim…

Bir de sen yüreği en güzelim…Evim,sevdiğim,geleceğim,dudağının kıvrımına hayran olduğum…Sen farkında olmadan bile bana güç verenim…Sen iyi ki varsın ve daima olmalısın…

Bugün benden kahveler

Aynı şarkıyı defalarca dinleyebilirim.Aynı anı defalarca düşünebilirim.Aynı güne defalarca mutlu olabilir yada üzülebilirim.Bir fotoğraf karesinde ne kadar uzun süre takılı kalınabilirse,o kadar takılı kalırım.Aynı söze defalarca kırılabilir,aynı bakış için defalarca huzura koşabilirim.Aynı insanları defalarca affedebilir,defalarca küsebilirim…

Melankolik değilim;biliyorum ki aynı şeyleri düşünürken sende değilsin…Hisleri bu kadar yoğunken insanın mutlu olması ve mükemmeli araması melankoliden olamaz…İlk yazmaya başladığımda da söyledim kendime bunu;sırf çok derinden hissediyoruz diye buna basitçe melankoli diyemez kimse…Zira ben acıyı sevmiyorum tıpkı senin gibi…Sadece beni çok üzen şeyleri unutamıyorum,silemiyorum,yok edemiyorum…

Ama biliyorum ki her güne ayrı bir umutla kalkıyorum.Her gün herkesi,her anı,her zamanı ve en çok kendimi bir kez daha affediyorum…Sevmenin ne denli güzel olduğunu ve yalnız olmadığım her anın kıymetini hatırlatıyorum kendime…Umutsuz kaldığımda elimi tutan her satıra,her insana ayrı bir vefa besliyorum…Güzelliği tebessümle karşılıyorum…Hadi gel birlikte tebessüm edelim…

O halde gökyüzünün mavisi huzur dağıtsın kırlangıç kanatlarında her birimize…Umutsuz,karma karışık her an için bir kelebek şansı omuzlarımızda yer etsin…Her birimiz ne yaşamış olursak olalım biliyorum ki çok güzeliz…Biz güzeliz ve daima bir notada karşılaşırız…

Bugün benden kahveler…Huzura,güzelliğe,sevgiye, özlediklerimize,affettiklerimize, parmak izlerimizin olduğu o insana,ailemize,nefes aldığımız her ana;her birimize,maviye,yeşile,umuda,hayal etmeye,her mevsime,her çiçeğe,en soğuk günde ki en sıcak ana…

Huzurla,esenle,kalbinin hak ettiği her güzellikle,sevgiyle kal!Maviyle kal!

Koyu bir mavi bugün

Yazarken mi varım,varken mi yazıyorum?Düşünüyor muyum,öyleyse var mıyım?Nefes alıyorum diye mi yaşıyorum,yaşıyorum diye mi nefes alıyorum.Yaşım mı karar veriyor ne kadar yaşadığıma,ne kadar yaşadığım mı karar veriyor yaşıma?Mutsuz olduğum için mi ağlıyorum her zaman yada ağladığım için mi mutsuzum?Gülümsediğim için mi mutluyum yoksa?Mutluluk ne?Dur hayır kaç yaşındayım ben?Kimim aslında?Düşüncelerimin kaçıyla çelişmiyor zihnim?Kaç ana tanık oldu gözlerim?Neler duydu kulaklarım?

Yine aldım kahvemi izliyorum gökyüzünü…Bilmek istemeyeceğim kadar şey biliyorum etrafımdaki insanlar hakkında…Hani birinin karanlıkta ki aydınlığı olmak isterken;gözlerinizin o karanlığı görebileceği gerçeğini hiç dikkate almazsınız ya…Ben gördüm.Gördükçe duydum:duydukça, gördüm….

Hep kendim de aradığım nedenlerin,sonuçların,amaçların,anahtarların hiç biri bende değilmiş.Sorun hiç bir zaman ben olmamışım dedim…Hesabını bile soramayacağım,sorarsam duyduğum hiç bir cevaptan hoşlanmayacağım tüm o anları hiç bilmiyormuşum gibi sustum…Susmak çözümüm değildi ama ne dilim vardı soru sormaya :ne kalbim izin verdi zihnime…

Bu nedendendir belki bazen karamsarlığım,karmaşıklığım,dengesizliğim….Büyüdükçe korkar oldum etrafımda ki her bir adımdan…Büyüdükçe benzedim anneme…Büyüdükçe aradım annemin dizini…Büyüdükçe renklendi yalanlar…Büyüdükçe gördüm;insanlar bahar dallarına hiç acımadan basarlardı…Büyüdükçe daha az hatırladım her anıma eşlik eden kokuları,resimleri,fotoğrafları,renkleri…Büyüdükçe farkettim ki hiç birimiz masum kalmadık…

Bu anda kalasım var benim bugün…Biraz karamsar,biraz gerçekçi olasım…

Bugün bir sebebi yok yazmamın…Bulanık zihinlerin arasında kaybolduğum bir gün işte…Ama daha çok koyu bir mavi bugün…

Ve sonbaharın ki yağmurun sesiyle karıştı



Sanırım sonbaharı özledim…

Yağmurun sesiyle uykuya dalmayı,kahverengi yeryüzünü,toprağın kokusunu,içimi titreten hafif rüzgarı,evime dolan kahve kokusunun derinliğini özledim..

Rüzgarla yarışan maviyi;kıyıya çarpan dalgaları:Her bir yaprağına ayrı ayrı veda eden ve çıplaklığını gizlemeyen o ağacı özledim…Yalınlığı özledim mesela…Balkonuma serdiğim kasımpatıları özledim.Sadeliği,ferahlığı özledim…

Penceremin kenarına kurulmuş otururken; yağmurdan kaçan insanların nereden geldiklerini yada nereye gittiklerini tahmin etmeyi özledim…

Merakla baharın gelişini beklemeyi mesela yada takvimde ki eylülü,ekimi,kasımı özledim…

Hâlâ burada mısın?

Buradaysan en derinden al nefesini sonbaharın kokusu çarpsın burnuna.Her mevsimi ayrı ayrı izleyelim hadi gel..!

Güneşin batışını izlerken birlikte ben sana o kıvrılan dudağı anlatayım mesela sonra dönsün dolaşsın sonbahardan açılsın cümlelerimiz…Birlikte özleyelim…Özlemek güzeldir bilirsin…

Tutma yelkovanı bırak aksın dakikalar ve balkonumuza dökülsün kızıla çalan yapraklar…Islanalım mesela biraz yağmurda.İçimiz sıcak kalsın lakin rüzgar hafifçe titretsin bedenimizi.Mavinin kokusu bir başka çarpsın yüzümüze bu sonbahar…

Hadi gel!Çok emek verdik,çok şey feda ettik;büyüdük ve değiştik…Hadi gel! Bu sonbahar farklı olacak zira artık habersiz değiliz birbirimizden…Ve sen bu sonbaharda uğramalısın balkonuma zira senin için ayırdım kasımpatıları 🌼

Her mevsime bir nota ve bir cümle bıraktım.Ve sonra sonbaharın ki yağmurun sesiyle karıştı…

Yüreğinin adımları değdi kaldırımlara…

Çünkü bir taraftan el sallar kız kulesi güneşin batışına…Galata da açarken sen gözlerini,boğaz da bir  vapurun sesi…Gürültülü  sokağına eşlik ederken tramvay ;bir ucunu bir ucuna bağlar kızgın asfalt. Eminönü’nde cezbederken bir kediyi kokusu,Kapalıçarşı da karışır esnafın sesi göğe…Duyuyor musun  Adalar’dan gelir nalların sesleri,gözünü  kör ederken şehrinin ışığı…Karaköy’den akıyor mistikliği  Sultanahmet tarihine….Bir ressam açıyor kulağını öylesine oturmuş köşede haykıran  notalara…

Tam burada dur hadi!                     

İçine çek maviyi!Aç gözlerini,kaldırımda yanından öylesine geçen her yüzün çizgisine.Yaşamak avuçlarında bir rüzgar…Tutamazsın kapatsan da avuçlarını ve durma hadi aç kapılarını…

Şehrinin güzelliğinden bahsettiğin mektuplarını yolla bana.Zira belki bir gün aynı kaldırımdan yürürüz.Ben senin için gelmişimdir şehrine ,sense habersizsindir… Lakin o gün bir mutluluk çöksün yüreğine ,birini daha aşık ettin belki şehrine.

Ah ne güzel en derinden yaşamak…Boşuna kalmaz damağımda tüm gün kafeinin tadı.Karmakarışık zihinlerinizde notalar dans etsin bugün!Yaşamak bile alelade bir  sokakta durup tüm sokağın ışığının,kokusunun altında; dinlerken kaldırımdaki adım seslerini,bağıran esnafı,bir kornanın  çığlığını yada köşe başında kavga eden o savunmasız hayvanı;nefesinizin en derini kadar güzel….

Ah gelinciklerle şenlensin sokağınız…Maviye uzaksanız,yeşil koksun eviniz; kahverengi koksun bahçeniz.Bir bebeğin mucizesini getirsin kelebek kanatlarında size…

Ve hey sen!Sen hep güzelsin…İyiyi kötüyü kenara atıp dans etmelisin…Yüreğine dokunanın önüne duvarlar örmeyesin…Kimde kaldıysa parmak izin yada kiminse tenindeki o parmak izi onda kalmalısın…

Sen şehrimden uzak kal farketmez zira bilemezsin belki de şehrim bile aşıktır şehrine…Senin kilometrelerin,benim yüreğim için arka sokağımdır bilemezsin…Ruhumuz dans etsin arka sokaklarda…

Belki de haklıyımdır!Aynaya baktığın da göz bebeğinde ki  leke de gizliyimdir…

Her sokağına ayrı güzel bak zira bilirsin önce senin sonra yüreğinin adımları değdi kaldırımlara…

Ve üçüncü yaprağı düştü papatyamın…

Al en acısından kahveni…En içine geldim,en çok acıtan anına geldim…Maviden kalktım da yüreğine seslenmeye geldim…Buradayım!Bırakamadım deniz fenerimi beklemeye geldim deniz kızlarını…

Hiç düşündün mü kimler için üzdük kendimizi?Neler duydu kulaklarımız?Neler gördü gözlerimizde çıkmadı hiç sesimiz…Ne kırgınlıklar geçti yada dur geçti mi?

Hiç inandın mı söylenenlere?Bile bile yanlışa gidenlere yada yanlış olduğunu bir an bile kabul etmeyenlere?Kaçına inandın mesela yanımdayım diyenlerin?Olmadı dimi?Hiç durmadılar cümlelerinin,yaptıklarının arkasında…Sende biliyorsun ki herkes her şeyi bile isteye yaptı…Gördü gözlerin etmesin yüreğin hiç inkar zira bir savaşın ortasında bombaladılar evini…Ah bilmez misin hepsi tanıdığını düşündü seni lakin sen biliyorsun ki seni tanıyanlar böyle davranmazdı…Sen bir adım gittin de gözlerin şahit işte zaten affeder yazdılar kaldırım taşlarına…Yaklaş birlikteyiz bugün yine…

Çok severim ben böyle zamanları.Kim nerede nasılda belli renkleri…Ama kıpırdamaz kılım böyle anlarda,bilirim can kırıkları batar yüreğime…Zira nasıl derim kendime inandığın insanlara bak hadi her biri birbir acıttı canını diye…Ne diye hala ikna çabasındasın kendini?Yine yapacaklar…En yakınların,en inandıkların,en sevdiklerin…Ah annenin dizini aradığın o anları silmek için ne söyleyeceksin kendine…

Ah bilirim yüreğini seversin sen lakin ardında durup tüm dünyaya meydan okuyacak yürek yok herkeste biliyorsun…Gel bana!Maviye koş ben sıvazlarım sırtını…Anlatma kimseye gel bana ben dinlerim seni,az mı dinledin beni…Sen tanırsın beni,ben bile isteye hiç acıtmam canını; sen bilmez misin ben senim hala!Ama gelirken bana bırak yollarında taşlarını…Yüreğinle gel,doğruyla gel;yanlışta sızlar yüreğin…

Ve üçüncü yenilgi yüreğimde,üçüncü yenilgi kendime…Üç vakit uzaklık çocukluğuma…Üç takvim çöp,üç an saatimi durduran…Gel bana birlikte toplayalım zira üçüncü yaprağı düştü papatyamın…

Gitmek gitmektir işte bilirsin,gidiyorum

Uzun uzun anlatırım daima gelişinin mucizesini.Uzun soluklar koymadan anlatılır zira kaldırımda yanı başımda oluşun…Lakin bugün başka bir kalemle yazıyorum…Bugün cümlelerin arasına gizlemiyorum seni,anahtarlara ihtiyacın yok…

Anlatacaklarım vardı oysa…Söyleyeceklerim,soracaklarım; öfkeyle kuracaktım önce cümlelerimi sonra cevaplarında sakinleşecektim…Susmakla yetindim.Bitmiş gibi değil de bitirilmiş gibi hissetmekti benimkisi.

Ben bulunduğum noktayı güzelleştirmek için onca çaba harcarken hiç açılmayan gözler vardı etrafımda.Derler ya hani sen bana gitmeyi çok güzel ezberlettin ve beni nasıl gitmek zorunda bırakacağımı ince ince işledin.Sen bana bu kötülüğü yaptın da, ben ne yaptıysam bana gelen yolları sana bir gram bile öğretemedim.Ben senden gitmeyi gördüm de sen bana gelmeyi hiç öğrenemedin diye.Öyle bir şeydi bu işte..

Kırgınlığım öyle büyüktü ki içimde verdiğim savaştan bir haber yaşayışına müsaade ettim zira sevmek bu demekti benim için.Ben kendime seni nasıl affedeceğim diye sorarken hiç düşünmedim ama senin birşeyleri kırılışımdan önce tutacağını…Oysa kırgınlığım bir kadının varlığına değildi…Benim kırgınlığım senin o kadının varlığını kabul edişineydi.Kızgınlığım gidişine değildi ki gitmek için elindeki son oku fırlatıp, beni adımlarca geriye itişineydi…

Oysa ben papatyalar ekerken bahçemize ardımı bir an dönmüştüm sana…Döndüğüm de valizini toplamış bir adam vardı karşımda.Bu defa gidişine dur diyemem zira senin savaşın çok farklı…Zor işte ne yaparsan yap karşılığında yaprak bile kıpırdamayacağını bilmek gerçekten zor…Nasıl anlatayım ki sana ateş gibi yanarken buz gibi durmanın ne demek olduğunu…

Bu yüzden gidiyorum.Bunca yalanla,kırgınlıkla baska nasıl baş edilir bilmiyorum ama sen öyle eminim ki ben kızdım,ben kırıldım,ben gitmedim,sen yaptın,sen,sen,sen… diyeceksin tıpkı’ beni anlatırken bahsettiğin gibi’.Boşver olur mu bu defa başka bir limandayız…Sesin gelmez artık bana çünkü döndüğümde aynı yerde elimde anahtarla beklemeyeceğim…Sırf bunu yapabilmek için bile gidiyorum.Ardından boş bırakıyorum bu evi…Bahçemde papatyalarımı bırakıyorum mesela…Ama en çok ait olmadığım bu denizi bırakıyorum…

Yolculuk vaktinden önce veda ediyorum sana üzgünüm sessizce gidemedim…Ama gitmek gitmektir işte bilirsin,gidiyorum…

Bir rüzgar eser,bir papatyadan ömür gider 🍂

Kopsun gümüş düğme çiçeğimin taç yaprakları…Iyi gelmezler artık ağrılarıma…

Unuttuysan diye hatırlatıyorum biri sana sırtını dönüyorsa hiç çekinmeden; seninde bir sırtın var dönebilirsin sende.

Hadi gel tut ellerimden kaybolalım mavide hiç varolmamışcasına!

Düşünme…Gökkuşağını görmek istemeyene nasıl anlatırsın renkleri?Sessiz kal…Duymak isteselerdi seni duyarlardı zaten. Her zaman güzel olamayız ya!Bırakalım mürekkebimizin izi güzel kalsın bu defa.

Gelmiyorsa sana gitme sende; zira ortak nokta da değil mi papatyalar?Ebediyette küsmüş zaten mevsimlerle toprak:Her mevsime ayrı çiçek bırakmasından belli.Toprakla mevsim barışır mı bilmem ama takvimden bir yaprak daha düştü bugün…

Sonuna adım adım giderken nefesinin; birgün elini tutmayı bırakmış her an için dalıyor gözlerin yine bilirim…Dedim ya ben aslında senim!O halde gel hadi yine yazalım!..

Amma lakin şu da var ki ben yazarım da sen duyarsan eğer giderken kapattığım her kapının anahtarını sen verdin unutma…Ben yine bırakmam papatyayı sevmeyi.Ah bilmez misin o koku yaşamayı sevdirir insana ve üç mevsim beklerim ben öldüğün de son papatya…

Siliniyor ayak izlerim…Mavi işte neyi emanet edersen alıp götürüyor arsız bir saksağan gibi.

Ah son gümüş düğme çiçeğim kalmış sende!Bense mavi de ve biliyorsun ya bir rüzgar eser,bir papatyadan ömür gider 🍂

Aldım petunyalarla gönderdiğin selamlarını…

Yaşadıklarımızdan pişman olmayalım sevelim,saygı duyalım diyip durduk da aylarca peki ya yapamıyorsak gerçeğini hep geri plana attık…

Al kahveni ben geldim. Bugün pişmanlıklarımızdan bahsedelim…

Ne çok keşkemiz var oysa ki!Hani nefes almaya bile gücümüzün yetmediği zamanlar,boğazımıza dizilen kelimeler,bir süre oturup uzaklara;yıldızlara bakarken belki dinlediğimiz şarkıların değiştiğini bile farketmediğimiz dalgınlıklarımız,düşündükçe içinden çıkamadığımız anlar var mesela…Tozlanmış anılar arkasında çığlık çığlığa haykırır pişmanlıklarımız hani…Kaçımız geri dönmek ister mesela o anları değiştirebileceğini bilse?Ben ki eğer bir şansım olsaydı değiştirirdim tüm o anları?İnsanı geçmişi oluşturur doğru lakin ya memnun değilse şuan olduğu kişiden?Ya memnun değilse şuan olduğu noktadan?Yanındakilerden,eksik bıraktığı yada fazla verdiği her duygudan memnun değilse?

Dünü bile atamıyoruz çöpe!Ne kötü bitiyor kağıtlarımız ve eksik kalacak anılarımız…Çünkü öyle boş şeylerle doldurduk ki kağıtlarımızı…Bir de kader dedik her yaşanana…Şimdiyse bir avuç dolusu keşke ile kaldık. Sırf keşke dememek için yaşarken daha çok keşkeyle başbaşa kaldık.Kabul fragmanını önceden göremedik hayatın lakin sırf birşeyi görüyoruz, duyuyoruz,hissediyoruz yada belki de sadece öyle olduğunu düşünüyoruz diye yaptık…Ne acı ki elimizde bir parça pişmanlık kaldı…

Zihnin ihanet ediyor mu sana da?Hani unuttuğunu sandığın tüm o anları her detayı ile seriyor mu yoksa önüne?Ben bugün atıyorum her bir keşke mi çöpe.Beni getirdikleri bu noktayı bırakıyorum artık.Yerine yeni keşkeler eklenmesin diye daha az konuşup daha çok yazacağım artık.Daha çok gülümseyeceğim.Kendimi artık yormayı bırakacağım mesela daha çok hayal kuracağım.Tüm öfkemi,yorgunluğumu,acılarımı bırakacağım yıldızlara ve izin vereceğim parmak uçlarım dokunsun yaşayan herşeye…

Mevsimi değil papatyaların lakin petunyalar serelim balkonlarımıza.En sevdiğimiz,en korktuğumuz yada bizi en çok hüzünlendiren her şarkıyı baştan dinleyip en baştan sevelim…Sıfırdan gelemeyiz bir daha kabul ama yarıdan alalım her anı…Burada mısın?Benimle misin?Şükürlerle…Açtın da kapını gidiyor musun yoksa dur gitme bir notada buluşuruz belki de…

Daha çok film izleyelim artık,daha çok kitap okuyalım,yıldızları daha çok seyredelim,daha çok hayal edelim…

Belki de bedenim yarın bu dünyada olmayacak lakin gidersem daha yeni başlamıştım bu hayata diyeceğim…Eğer ki hala zamanım varsa yeni şehirler keşfedeceğim…

Hadi o zaman tüm kırgınlıklarımızı,tüm kızgınlıklarımızı bir şarkının arasına gizleyip onu orada unutalım…

İşte şimdi tam burada;tam bugün yeni bir ben gibi sevelim kendimizi…Ayağımız tökezledi diye atmayalım kendimizi o dipsiz kuyulara…Az düşünüp bolca gülümseyelim.

Yanımızdakiler mi?Hala istiyorlarsa yanıbaşımızda olmayı daha sıkı sarılalım onlara zira parmak uçları iz bıraktı her noktamız da…Gitmek mi istiyorlar dağı taşı sersek önlerine görmek istemeyene,gitmek isteyene tüm çiçekleri feda etsekte sizden başka yöne çevrildiyse hayalleri ikna edemeyiz onları…Kalmak,sevmek,sarmak ve affetmek ikna işi değildir biliyorsun sende…Ve eğer ki kalıyorlarsa kalanı da bir başka sevelim artık…

Ne savaşlar verdik kendimizle;tüm keskelerimizle,tüm pişmanlıklarımızla,tüm acılarımızla ve geçmiyorlar;düzeltemiyoruz ama tüm bunları buruşturup atabiliriz maviye…O halde yeni bir hayata,yeni bir bize,yeni bir gülümsemeyle başlayalım…

Hadi tut ellerimden petunyalar toplayalim evimize..Bir kediyi sevelim yolda.Uzaktık bir süre maviye..Hadi gel maviler çıksın yollarımıza…Takvimi,saati bilmiyorum ama bir ezgiyle başlıyorum günüme…Evet bugün sabah uyanır uyanmaz yazıyorum sana…En doğrusunu ben bilmiyorum belki kimse bilmiyor ama birlikte bulabiliriz inanıyorum…

Papatyalarım bahara emanet; petunyaların yaprakları değsin yüreğimize…

Her keşkenin daha az acıtıp yüreğinden sökülüp atılabilmesi dileğiyle…Bırakalım artık acılarımızı yarıştırmayı…Attığın hiç bir keşkenin yerini bir başkası almasın…Sen kendini affettiysen gülümseyişin hiç solmasın…

Ve bittiyse kahvem çıkarırken tüm günahlarımı;aldım petunyalarla gönderdiğin selamlarını…